2000’liler Bilmez! Efsane Sokak Oyunları Serisi – I

sokak-oyunları

Akşamlara sokaklarda koşup oynadığımız oyunlar özleyenler burada mı? Meşhur bir deyiştir, milenyum çocukları, 2000’liler bilmez! Bu bir aşağılama ya da siz bilmezsiniz diyerek aşağılama yazısı değil; aksine bir neslin oynadığı, efsane sokak oyunları var deme uğraşıdır.

Bizim çocukluğumuzda öyle oyunlar vardı ki, gece yarısına sokaklarda eve gelmezdik. Bizim bilgisayar oyunları, tabletleri, playstationlar vs. yoktu. Sega atari vardı en fazla, mahalle çocukları sıraya girerdik, ördek vururduk tabancayla. Şimdi ailelerin çocuklarını yetiştirme şeklini görüyorum da çocuklar sokakta oyun oynamadan büyüyorlar. Fanusta yaşayan balık gibi. Bizim çocukluğumuzun efsane sokak oyunları listesi yaparak gelecek nesillere böyle oyunlar da varmış demelerine vesile olalım.

daireden daireye oyunu

Daireden Daireye Oyunu

İlkokul yıllarında mavi önlüklerimiz ile yerimizde duramadığımız yıllarda en çok oynadığımız sokak oyunu, daireden daireye idi. Teneffüs aralarını dört gözle beklerdik. Zil çalardı, sınıfın kapısını açıp dışarı koşardık. Sabah dersler başlamadan kurulmuş takımlarla, zaman kaybetmeden oyuna başlardır. Daireden daireye oyununda, iki takımında koruması gereken bir daire yani kale vardır. Bu kaleye diğer takım oyuncularından her kim dokunursa kazanıyordu.

Bu oyunda herkes takımında iyi bir atik, rakiplerden kaçabilen, hızlı bir koşucu olsun diye uğraşırdı. Eğer böyle bir takım arkadaşınız varsa rakibin kalesine daha kolay ulaşabiliyordun. Kaleyi koruyan nöbetçileri geçemeyince ya da rakip oyunca sana dokunduğu zaman ceza alıyordun ve rakip takımın ceza bölgesinde bekliyordun. Kendi takımından biri ceza bölgesine gelip eline dokunduğu zaman yeniden oyuna dahil olabiliyordun. Çoçukluğumuzun top 1 oyunudur, daireden daireye.

çelik çomak oyunu

Çelik Çomak Oyunu

Düşük bütçeli beyzbol oyunudur. Atalarımızın Orta Asya’dan ülke topraklarına bıraktığı miras oyunlardandır. Çelik çomak oyunu iki takım kendilerine atılan küçük tahta parçasına ellerindeki sopalarla vurmaya çalışırlar. Sopayı olabildiğince uzağa vurarak, rakip oyuncu o tahta parçasını alana kadar rakip takımın kale bölgesini çubukları ile kazmaktadır.

Kazılan alan bir ayak boyuna ulaştığında oyundan bir oyuncu çıkmaktadır. Tabii bir oyunu oynarken mahallenin meydanları topraktı. Ve yalın ayak oynardık. Koşarken tüm elektriğimizi toprağa çimene atardık. Oyun sonunda mahalle meydanda çukurlar (bizim deyişimizle fosuklar) oluşurdu. Bunları oyun sonrası doldururduk.

misket oyunu

Misket Panzehir Oyunu

Her oyunun başka yörede farklı bir adı var tabii ki. Bizim çocukluğumuzda misket oyunu dediğimiz şeye bazı yörelerde bilye, fiske oyunu da demektedir. Efsane sokak oyunları serisinde top 2’dir. Düşük bütçeli bilardo oyunu olarak misket oynardık. Bir sürü misket oyunu bulunmasına rağmen bizim en sevdiğimiz panzehir adını verdiğimi kuyu misket oyunuydu.

Yere 5 adet çukur kazardık. Kenarlarda yer alan çukurlara başlangıç noktasından misket atışı yaparak sırasıyla girerdik. En son aşamada rakibin misketini o yerdeki çukura atmaya çalışırdık. Rakibin misketini kendi misketimiz ortadaki çukura atmayı başardığımızda oyunu kazanırdık. Tabii misket oynamanın zor yanları da vardı. Çok misket oynamaktan baş parmaklarımız yara olurdu.

Aç Kapıyı Bezirgânbaşı

Aç Kapıyı Bezirgânbaşı Oyunu

İlkokul sıralarında, beden eğitimi derslerinin ya da öğle arası teneffüsünün en çok oynanan sokak oyunudur. 80, 90 doğumlu çocuklar arasında oynamayan yoktur, aç kapıyı beziganbâşı oyununu. Oyun sırasında iki kişi seçilirdi, bu kişiler beziganbâşı olurlardı. Bu kişiler kendilerine karşılıklı olarak bir isim verirlerdi. (siyah-beyaz, elma-armut gibi) Sonra bu kişiler el ele tutuşarak kapı oluştururlardı. Diğer oyuncularda bir tren misali art arda sıralanarak bu kapının içerisinden geçmeye başlarlardı. Bu esnada şu şarkı söylenirdi:

“Aç kapıyı bezirgânbaşı, bezirgânbaşı…
Kapı hakkı ne alırsın, ne
verirsin, arkamdaki yadigâr olsun,
yadigâr olsun. 1 sıçan, 2 sıçan,
3’üncü de kapana kaçan.”

Bezirgânlar şarkı sırasında kapının içine aldığı oyuncuya sorarlar belirledikleri isimleri sorarlar, “Elma mı, armut mu?” Kapının içindeki kişi hangi bezirgânın adını söylerse onun arkasına geçer ve bu durum sıradaki son oyuncusuna kadar devam eder.

Oyunun son aşamasında oyuncular bittikten sonra bir halatı tutarak ya da birbirlerine kenetlenerek çekişmeye başlarlar. İlk hangi grup halatı bırakırsa, o grup oyunu kaybeder.

istop oyunu

İstop Oyunu

Topla oynanan sokak oyunları serisinin demirbaşıdır istop oyunu. Bu oyunda top havaya atılarak birinin ismi söylenirdi. İsmi söylenen kişi top yere düşmeden yakalarsa o da sonrasında başkasının ismini söyleyerek topu havaya atardı. Ve etrafından kişiler sağa sola kaçışırdı. Kişi topu yakaladığında dururlardı. Bu seri top yere düşüne dek devam ederdi. Topu yakalamayan oyuncu, topu yerden aldıktan sonra bir renk söyler ve o rengi bulup dokunamayan kişiyi topla vururdu.

körebe oyunu

Körebe

Her neslin bir kez oynaması gereken oyunlardandır. Bizim çocukluğumuzda sıkça oynadığımız sokak oyunları içinde körebe ayrı bir yere sahipti. İçimizden birisi seçilerek ebe olurdu. Ebenin gözleri bağlanırdı. Daha sonrasında ebe duyduğu seslere yürüyerek arkadaşlarını ebelemeye çalışırdı. Ebelenen kişi ebe olur ortaya geçerdi. Bu oyunu oynarken çokça yere düşüp dizleri yaraladığımız olurdu ama keyfine diyecek yoktu.

Severek oynadığımız efsane sokak oyunları yazımın devamı gelecek. Siz de severek oynadığınız oyunları yorumlara yazarsanız bir sonraki sokak oyunları II – III serilerinde de onlara da yer vermiş olurum. Unutmadan seyahat filmleri izlemek isterseniz buraya bir de film listesi bırakıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir